Bir milletin vicdanı olabilmek der Cemil Meriç. Bir milletin vicdanı…
Tarih milletlerin vicdanı olabilenleri basmamış mıdır her zaman bağrına?
Aristo’dan, Sokrat’tan beri “kubbede bırakılan hoş sada” değil midir tarih dediklerimiz, ölümsüz bildiklerimiz? Ölümsüzlüğün sırrını arayanlar değil de ölümsüz eserler bırakanlar anılmıştır tarihin en karanlık çağlarından beri. Eski Yunan deyince “tiranları” hatırlamayız lakin Sokrates zihnimize şimşekler çaktırır, bir başka yerde Dostoyevski gelir, Mimar Sinan gelir, Mustafa Kemal Atatürk gelir aklımıza. Oysa bizler değil miyizdir en unutkan varlığı dünyanın? Hüzünlerimizi bile unuturken daha gözyaşlarımız toprağa değmeden “vicdanımız” olabilenleri unutmayız bedenimiz toprak olana dek.
Mimar Sinan ruhumuzu bir motifte toplayıp, Süleymaniye duvarlarına en ince detaylarıyla bizden sesleri, bizden izleri kazır. Aşık Veysel her nağmesinde ruhumuzu serinletir sazının. Mevlana yalnızlıktan biçare kalmış yüreklerimize aşkı doldurur, görmeyen gözlerimize ışık olur.Bazen yenilmez ordularıyla Sultan Süleyman olur vicdanımız bazen Fuzuli’de bir beyit güle bülbülü anlatan.
Bazen öyle insanlar çıkar ki bu toprağın bağrından, boylarından büyük dertlerin altına girerler.“vatan borçlarını ödemek” için.
Bazen kendini paralarcasına, ilerlemiş yaşlarına rağmen genç dimağlara aktarabilmek için ölümsüzlüğün sırrını koşarlar hizmet etmek için dört bir yanına vatanın. Bazen her yaralı hastaya bir yudum su vermek için siperlerin arasında bir o yana bir bu yana koşan saka eri gibidir; belki götürdüğü su hiç bir işe yaramayacaktır ölmek üzere olan askere ama o ahdetmiştir her yaralıya her dertliye ne pahasına olursa olsun yetişecektir.
Anadolu aşinadır böyle insanlara, yaşatmak, yeşertmek için yaşayanlara. Nene Hatunlar vardır bağrında Anadolu’nun yaşatmak için bir milleti canını vermiştir gözünü kırpmadan.
Bir milletin vicdanı olabilmek!
Kelimelere yüklenen anlamları bırakıp bir kenara koca bir dünyada, insanların birbirlerini görmezden geldikleri, yok saydıkları ve artık unutmanın ve vicdansızlığın normalleştiği bir dünyada irfan sahibi olabilenler vardır. Ayakları bu topraklara basan, bu topraklarda yürekleri ısınan ve bu topraklar için toprağa düşmeyi bekleyenler…
Belki Kadir Has bu dediklerimin hepsidir. Belki de kelimeler anca bu kadar kifayet edebilir Kadir Has gibilerini anlatmaya. Bazen insanın ruhunu sıkan her halden uzak, yaşamaktansa yaşatmayı, büyümektense büyütmeyi düstur edinmiştir kendine.
Ölümsüzlük peşinde koşan bir süvari misali sürer atını. Vermenin en zor olduğu anlarda “mevzu bahis vatansa gerisi teferruattır” der ve neyi varsa verir hiç çekinmeden.
Çünkü bilir gül fidanları suya muhtaçtır ve su vermezse bu güller kuruyacaktır.
Ülkenin dört bir yanını dolaşır, her susuz kalmış gül fidanına uzanır eli ve boynu bükük kalsın istemez gül fidanları. Bazen yaptırdığı okullar ile çıkar karşımıza bazen de hayır işlerine harcadıklarıyla. Ruhunu adamış insanların rahatlığı ile koşar ilerlemiş yaşına rağmen su bekleyen her gül fidanına. Yaşitları çoktan ahir ömürlerini sefa içinde geçirmeye başlamışken o yılmadan ülkenin dört bir yanına umut götürür, günlerini en çok sevdiği gençlerle geçirir onlarla güler, eğlenir, şarkı söyler.
76 yaşındadır ve hala yapabilecek bir şeyleri vardır. Bir harabe devralır devletten Haliç kıyılarında ve gösterir harebeler gülistana nasıl çevrilir. Önce duvarlar, sonra bahçe değişir yavaş yavaş ve ardından şen sesler duyulmaya başlar köhne Tütün Fabrikasının her bir yanında.
Bahtiyar bir ihtiyarın bakışları katılır tüm bu seslerin peşine ve sürüklenir ufkun ardına doğru.
Duvarlarında yankılanan sesler sanki gün be gün uzatır onun ömrünü, sanki her ses binlerce gün katar yaşlanmış bedenine ve gençleşir mutlu insanların sesleri arttıkça.
Bir Mart sabahı yaklaşır ruhunu teslim almak için ölüm meleği. oysa o çoktan teslim etmiştir ruhunu ömrünü adadığı hayallerine. Kurtulur ruhuna bir yük olmaya başlayan bedeninden ve karışır tarihin bağrına bastıkları arasına.
Bedeni belki emanet edilmiştir toprağa ya ruhu? Ruhu ise artık hep olduğu yerde yani bu milletin vicdanındadır. O artık Yahya Kemal’in deyimiyle “asude bir bahar ülkesindedir” en sevdiği öğrenci sesleriyle…
Ruhun şad olsun…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder