“...Bana sevginin aşktan üstün olduğunu öğreten odur. Aşk, görme engelli bir coşku, görmezlikten kaynaklanan bir bağdır. Oysa sevgi, bilinçlice bir bağ, apaçık duru bir görmenin sonucudur.
Aşk, genellikle içgüdüden su içer, içgüdüden kaynaklanmayan başka bütün olgular değersizdir. Oysa sevgi ruhun içinden doğar. Bir ruhun yükselebileceği bütün yerlere sevgi de onunla birlikte doruğa tırmanır.
Aşk gönüllerin genelinde benzer biçimler ve renklerde gözlenmekte olup, ortak nitelik, durum ile görünümler taşır. Oysa sevgi her ruhtan kendine özgü bir albeni taşır. Ruhun kendisinden rengini alır.
Aşk kimlikle ilişkisiz değildir. Dönemlerin ve yılların ilerleyişinden etkilenir. Oysa sevgi yaş zaman ve kişiliğin ötesinde yaşar. Onun yüksek yuvasına günün, çağın eli yetişmez.
Aşk; tufan, dalga, coşku, hindi niteliklidir. Oysa sevgi; durgun, dayanıklı, ağırbaşlı, arılıkla dolup taşar bir durumdadır. Aşk uzaklık ve yakınlığa göre değişir. Uzaklık uzun sürecek olursa azalır. İlişki sürecek olursa değerini yitirir. Ancak korku, umut, sarsıntı ile acı çekimin yanı sıra "görüşüm-uzaklaşım"la diri, güçlü olarak kalabilir. Oysa sevgi bu durumları bilmez. Dünyası başka bir dünyadır.
Aşk bir yönlü bir coşkudur. Sevginin kim olduğunu düşünmez. "öznel bir özcoşudur." İşte bu yüzden hep yanlışlık yapar. Seçimde hızla sürçer; ya da hep bir yönlü kalır. Yine de yer yer benzeşmeyen iki yabancının arasında bir aşk kıvılcımlanır. Olay karanlıklar içinde geçip, birbirlerini görmedikleri için ancak bu yıldırımın düşüşünden sonra onun ışığında birbirlerini görebilirler. İşte burada aşkın kıvılcımlanışından sonra seven ve sevilen birbirlerinin yüzlerine bakınca birbirlerini tanımadıklarını anlarlar. Aşktan sonra gelen yabancılıklar ile anlaşmazlıklar çoktur.
Oysa sevgi aydınlıkta kök salar. Işığın gölgesinde yeşerir, büyür. İşte bu yüzden hep tanıştıktan sonra ortaya çıkar. Gerçekte başlangıçta, iki ruh birbirinin yüzünde tanıma çizgilerini okur. "Biz" oluşları ise "tanışım"dan sonra olur. İki ruh, iki kişi değil, bir anda iki kişinin gerektirimler sonucunda biz olma duygusunu taşımaları olasıdır. Bu durum ise öyle duyarlı öyle uçucudur; duyumun ve anlayışın eli altından kolayca kaçabilmektedir. Daha sonraları; birbirlerinin söz, davranış ve konuşma biçiminden yakınlığın tadını, yakınlığın kokusunu, yakınlığın sıcaklığını duyumsarlar.
İşte bu konaktan sonra birden, iki yoldaş kendiliklerinden sevginin uçsuz bucaksız çölüne ulaştıklarını sevginin karartısız açık göğünün başlarının üzerinde sere serpe serilmiş olduğunu, "inanışın" aydın, arı, içtenlikli ufuklarının kendilerine açıldığını, tatlı okşayıcı bir esintinin hep başka göklerin, başka ülkelerin yepyeni esinlerinin iletileri ve başka bahçelerin güzel, gizemli çiçeklerinin kokularının birlikteliğinde oyuncu, tatlı, şen bir sevgi ve albeni ile kendisini hep bu ikisinin yüzüne, başına vurduğunu.... kendi gözleriyle görürler.
Aşk çılgınlıktır. Çılgınlık ise "anlayış" ile "düşünüş" ün boğulmuş ve yıpranmışlığından başka bir şey değildir. Oysa sevgi, tırmanışının doruğunda, beyin ötesini aşar; anlamayı ve düşünmeyi de yerden çekip, doğuşun yüksek doruğuna götürür.
Aşk, sevgilide içinin çektiği güzellikleri yaratır. Oysa sevgi içinin çektiği güzellikleri sevgilide görür, bulur.
Aşk, büyük güçlü bir kandırmacadır. Oysa sevgi; sonsuz, salt, dosdoğru içten bir doğruluktur.
Aşk, görme duyumunu alır; oysa sevgi verir.
Aşk, hep kuşkuyla bulunur. Oysa sevgi baştan başa kesin inançlıdır. Kuşkuya yer vermez. Aşktan içtikçe kanarız, sevgiden içtikçe susarız. Aşk korundukça eskir; oysa sevgi yenilenir.
Aşk, sevgiliye egemenliktir. Oysa sevgi, sevilende yok olma susuzluğudur.
Aşk, tat aramaktır. Oysa sevgi sığınak aramaktır. Aşk, aç bir düşkünün yemek yiyişidir. Oysa sevgi, "yabancı ülkede dildaş bulmak"tır.
Aşk, kendinden yanadır. Bencildir, kendisi için ister. Kıskançtır. Sevgiliye kendi için tapar, onu kendi için över. Oysa sevgi, sevilenden yanadır. Sevilencildir. Sevgili için ister. Kendini sevdiği için ister. Onu onun için sever. Kendisi ortada değildir...”
En iyisi ben sözü size bırakıyorum:
-Aşk mı; sevgi mi?
Seviyorum diyebilir mu hala yüreğin
Yoksa saplanıp kaldı mı aşka,
Varlığın yeterken aşka
Yokluğum yetiyor mu sevmeye?
Mehmet Özcan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder