11 Aralık 2010 Cumartesi

Açıyorum Öyleyse Varım!!

“Onlar ki avret yerlerini (namuslarını) korurlar İşte bunlar, cennetlerde ikram olunanlardır”

(Mearic Suresi 29 ve 35. Ayetleri)

İnsanlar varlıkların sebebini arar ilk günlerinden itibaren hayatlarının. Farkında olsun ya da olmasın hep bir varlık savaşıdır var olan. Bebek ellerini yumar, gözlerini kısar ve dikkat çekme peşinde olur, yani varlığını anlayacak birini arar farkında olmadan. Sonra yaş ilerler; mesela kendini yere atar. Dikkat çekmek için ağlamayı göze alır, dikkat çeker ve mutlu olur, zira var olan şey dikkat çeker.

Aslında her yeni doğan çocukla başlayan bu süreç en çok filozofların baş belasıdır. Var mıyız yok muyuz? Delirenler vardır bu soru karşısında hiç utanmadan. Utanmadan diyorum çünkü varlığın işaretlerini arayıp göremeyen ve hatta delirenin kendinden utanması gerekir!!! Elindeki gözlüğün çalındığını iddia eden bunak misali utanmalı…

Descartes, mesela bu arayışına “düşünüyorum öyleyse varım” diyerek son vermiş ve delirmeye ramak kala kurtarmış kendini, bir başkası (Cogito) varlığını kuşkuya bağlamış ve “kuşku duyuyorum öyleyse varım” deyip yırtmıştır sıyırmaktan.

Tüm bunları yaparken, yerken, içerken, gezerken kendi varlıklarını aramışlar, ancak iş Allah’a; alemlerin yaratıcısına gelince işin sadece “düşünce ve kuşku boyutlarında” bırakmaya özen göstermişler. Zaten varlığını da iman olmayıca değersiz kalan yeteneklerine bağlayan adamların Allah’ı bulması beklenemez, ama bir umut işte bizim ki…

Ve bazıları vardır “modern dünyamızda”(?) artık her şeyiyle muhalif olmayı yeni bişeyler söylemeyi (ne kadar yeniyse) ve bu söylediklerine de sanat demeyi varlık delili yapmışlardır. Ve bu “delillerinden” yola çıkarak insanları “gerici” (korkmayın alışık olduğumuz bir tabir), yobaz ve sanattan anlamamakla itham ediyorlar.

İşte bunların en “avangard” (sözlükten baktım öncü birlik demek) olanlarından biri memleketimizin “cesur insanı”(tabi cesaret ister) büyük feminist (Lady Mary Wortley Montagu kadınlar için istediği eğitimin onları bu hale getireceğini bilse eminim hiç bişey istemezdi!!!) Şükran Moral kendince haklı sebepler sunduğunu sanarak insanların eşitlik, özgürlük ve kadın sömürüsü problemlerine karşı soyunuyor ve bunu da “Müslümanların” anlayamayacağını söyleyerek kendi yüce sanatını(açılmak yükselmektir felsefesine sahip herhalde) varlığının delillerinden biri haline getiriyor. Ve hatta delillerini sergilemek için insanları toplayıp (insanlar diyorum hanımefendi için erkek kadın fark etmiyor) bir perdenin ardında hemcinsinle “cinsi münasebetini” sergiliyor ve “ben varım” diyor. Bizde diyoruz ki madem biz bu sanattan anlamıyoruz gel anlat sanatını 2010 Türkiye’sinin Güngören’inde Recep kardeşime bizde anlayalım nasıl oluyormuş bu sanat.(Recep’i tanırsınız 3. ‘sü çıktı tanımıyorsanız da merak etmeyin o sizi tanıyor)

Evet biz Müslümanlar anlamıyoruz bu sanattan(?). Emin ve rahat olsun anlamayacağız da. Zira biz tek kelime ile “İnanıyoruz, öyleyse varız” diyebilenleriz. Biz kadınlarımızın hakkını açmakla değil, onları bu hale getirenlerle hesaplaşarak, kadın hakları deyip kadınları sömürenleri lanetleyerek savunuyoruz. Feminizm maskesi altında var olmaktansa, varlıklarını yavaş yavaş saf ve akılsızca direnerek yok etmelerine izin vermeyerek yapıyoruz.

Evet biz edepsizlikten hoşlanmıyoruz, açmakla var olunmayacağını, problemlerin bitmeyeceğini biliyoruz. Açmakla eriyeceğini, istismara sebep olacağını biliyoruz. Sonra dönüp Moral’a diyoruz ki; aman evladım, etme tutma devir kötü “açmakla, var olunmaz yok olursun Hafazanallah”…

Tabi bizim ki anlayana…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder